YEMİNLERİN MAHİYETİ VE ÇEŞİTLERİ

a) Mahiyeti

Sözlükte”kuvvet, sağ taraf, sağ el, ant, kasem ve benzeri” manalara gelen yemin dini kullanımda, “bir kimsenin bir işi yapıp yapmaması veya bir olayın doğru olup olmaması konusundaki söylediği sözünü Allah’ın adına veya sıfatını zikrederek kuvvetlendirmesi”ni ifade eden bir terimdir. Mesela “vallahi şu işi yapmam”, “vallahi şu yere gitmeyeceğim”,”vallahi borcumu ödedim” şeklindeki beyanlar böyledir. Bu tür yeminlere fıkıh dilinde kasem adı verilir. bundan ayrı olarak köle Azat etme ve boşanmaya bağlı olarak yapılan ve bazı hukuki sonuçlar doğuran yemin çeşidi ile yargılama hukukunda ispat vasıtası olarak başvurulan yeminden de söz edilebilir.

Kasem suretiyle yapılan yemin Allah’ın isim veya sıfatlarından birine ant içmek ile yapılır. “Vallahi, vallahi, billahi, Allah şahit, rahim olan Allah hakkı için andolsun, Allah adına yemin ederim” gibi ifadeler böyledir. Aynı şekilde Allah’ın isim ve sıfatları ile bağlantı kurularak söylenen” yemin ederim, üzerine andolsun, şu yemeği yemek bana haram olsun” gibi ifadeler birer yemin sayılır. “Şöyle yapsam Yahudi, kafir ve benzeri olayım” veya “Müslüman olmayayım” tarzında sözlerin birer yemin sayılabilmesi için bunların yemin niyetiyle yani sözü teyit maksadıyla söylenmiş olması gerekir.

Allah’ın isim ve sıfatları zik edilmeden söylenen bir sözün yemin sayılıp sayılmaması unda toplumun örfü ve kutsal hakkındaki değerlendirmesi ölçü alınır. Toplumumuzda “Kabe hakkı için”,”Kur’an çarpsın”,”ekmek çarpsın”,”anam avradım olsun” gibi toplumun üst ve kutsal değerlerini sözünü teyit etmek için kullanma da, örfen yemin telakki edildiği sürece, diğer yeminlerin tabi olduğu hükme tabidir. Müslümanların her türlü yeminden özellikle bu tür yeminlerden kaçınması, etrafındaki insanları da bu yönde uyarması gerekir. Çünkü dince kutsal ve saygın kabul edilen değerlerin günlük tartışma ve çekişme ortamına indirilmesi neticede, bu değerlerin yıpranmasına yol açar. Zaten fıkıh geleneğindeki yemin telakkisi, zihar yemini içinde kefaretin gerekli görülmesi ve boşanma teyitli sözlerinde yemin olarak algılanabilmesi bu bakış açısını haklı kılar.

Yemin etmek esasen mübah bir davranış olmakla birlikte, gereksiz yere yemin etmek ve onu alışkanlık haline getirmek doğru değildir. Sıkça yemin eden kişi sözüne Allah’ı şahit tutmuş, ona karşı saygısızlık etmiş ve kutsal değerleri sözünün doğruluğunu teyit için yıpratmış, neticede de toplum nezdinde kendi saygınlığını zedelemiş olur. Müslüman yemin etmeye ihtiyaç hissetmeyecek derecede sözüne güvenilen ve çevresi tarafından böyle bilinen bir kimse olmayı gaye edilmelidir. Yalan yere yemin etmek ve yapılan bir yemine uymamak ise daha büyük bir hatadır ve bazı sorumlulukları doğurur.

Kur’an’da verilen sözün yerine getirilmesi bağlamında “yeminlerinizi koruyunuz” (el-maide 5/89), “Allah adına yaptığınız ahitleri yerine getirin. Allah’ı kefil tutarak kuvvetlendirdikten sonra yeminlerinizi bozmayın. şüphesiz ki Allah yaptıklarınızı bilir” (en-nahl 16/91) buyrulur. Bu itibarla Bir Müslümanın yemin etmemesi, yemin etmişse bu, verdiği söze Allah’ın şahit tutmak demek olduğundan mutlaka yeminine bağlı kalması gerekir.

Yemin ettikten sonra yeminini tutmayan kimsenin yemin kefareti ödemesi gerekir. Masiyet içeren bir iş için yemin eden kimsenin o işi işleme ip yemin kefareti vermesi gerekir. Bir kimsenin borcunu ödememeye, Müslüman kardeşiyle konuşmamaya, anne babasıyla aynı evde oturma Maya yemin etmesi gibi durumlarda yeminin bozulup kefaret ödenmesi tavsiye edilmiştir. Bir hadiste de ” Bir kimse bir şey için yemin eder, sonra da ondan hayırlısını görürse yeminini bozsun ve kefaret versin” (müslim, “eyman”, 15-16) buyurmuştur.

b) Yemin Çeşitleri

Kasem suretiyle yeminin mahiyeti ve hükmü ana hatlarıyla yukarıda özetlendiği gibidir. bununla birlikte bu tür yemine ilave olarak benzer mahiyette iki yemin çeşidi daBu sebeple de literatürde kasem suretiyle yapılan üç çeşit yeminden söz edilir. Bunlar da “lağv yemini”, “gamus yemini” ve a”mün’akit” yeminidir.

1.Lağv yemini: yanlışlıkla doğru olduğu sanılarak yapılan yemindir. Bir kimsenin borcunu ödediğini sanarak “borcumu ödedim” diye yemin etmesi böyledir. Ayrıca dil alışkanlığı ile, hiçbir içerik taşımadan vallahi, billahi diye söz arasında edilen yeminler de lağv yemini sayılır. Kur’an’da “Allah kasıtsız olarak ağzınızdan çıkıveren yeminler elinizden dolayı sizi sorumlu tutmaz” (el-maide 5/89) buyrularak bu tür yeminden dolayı kefaret gerekmediği bildirilmiştir. Ancak ağız alışkanlığıyla konuşurken ikide bir yemin edenlerin bu kötü adeti en kısa sürede bırakması gerekir.



2.Gamûs Yemini: Geçmiş zamanda yapılmış veya yapılmamış bir iş hakkında bile bile, kasten ve yalan yere yapılan yemindir. Bir kimsenin borcunu ödemediğini bildiği halde “ödedim” diye yemin etmesi böyledir. Böyle bir yemin büyük günahtır ve sahibine çok ağır bir vebal yükler. bu kaslı yanlışlığın bağışlanması için kefaret yeterli olmaz; onun içinde gamus yemini için kefaret gerekmez. Yalan yere yemin eden kimse bol tövbe ve istiğfarda bulunmalı, bir daha böyle bir hataya düşünmemeye karar vermeli, yemin sebebiyle zayi olan hakları da ödeyip sahiplerinden helallik istemelidir.

İmam şafii’ye göre gamus yemini için kefaret gerekir. Ancak bu kefaret kul hakkını düşürmez. Umulur ki Allah hakkının düşmesine, Allah’ın bağışlanmasına vesile olur.

3.Mün’akit Yemin: Yeminin dedim anlamına uygun olan şekli olup, mümkün ve geleceğe ait bir konuda yapılan yemindir. Bir kimsenin şu tarihte borcunu ödeyeceğine, falanca yerde hazır bulunacağına, şu işi yapacağına yemin etmesi gibi. Bu yemin, yukarıda ifade edildiği gibi, yapılacak bir işe Allah’ı şahit tutma demek olup her halükarda yerine getirilmelidir. Yerine getirilmezse yemin bozulmuş olur ve kefaret gerekir. Burada kefaret, Allah’a karşı işlenen bir hatanın ve mahcubiyet in yine ibadet cinsinden olumlu bir hareketle örtülmeye, affedilmesine çalışılmasıdır. Kur’an’da konuyla ilgili olarak şöyle buyurulur:  “Allah kasıtsız olarak ağızdan çıkıveren yeminlerinizi den dolayı sizi sorumlu tutmaz. Fakat bilerek yaptığınız yeminlerden dolayı sorumlu tutar. Bunun da kefareti, ailenize yedirdiniz yemeği orta halli hallsinden 10 fakire yedirmek, yahut onları giydirmek, yahut da köle Azat etmektir. Bunları bulamayan 3 gün oruç tutmalıdır. Yemin ettiğiniz takdirde gemilerin izin kefareti işte budur. Yeminlerinizi koruyun (onlara riayet edin). Allah size ayetlerini açıklıyor, umulur ki şükredersiniz” (el-maide 5/89).

Allah’ın isim ve sıfatları anılarak yapılan veya bugün de görülen bu üç yemin çeşidine ilave olarak fıkıh literatüründe iki yemin türü daha vardır. Birincisi köle Azat etme ve boşamaya bağlanan yemin, diğeri de yargılama hukukunda ispat vasıtası olarak başvurulan yemindir.

Burada şu kadarını ifade etmek gerekirse, bir kimsenin “şu işi yaparsam kölem azad olsun”, “şu yere gidersem karım boş olsun” şeklindeki sözleri Azat etme veya boş ama iradesini değil o işi yapmama, o yere gitmeme yönünde kararlılığını ıtk veya talak hükmüne bağlayarak teyit ettiğini gösterir. Fatihler bu ve benzeri ifadeleri de bir tür yemin olarak nitelendirilirler. fakat yemin bozulduğunda yani o iş yapıldığında Azat etme ve boşama sonucunun mu yoksa kefaret yükümlülüğünün mü gerekeceği aralarında tartışmalıdır. Fatihlerden bu tür sözleri geçersiz sayıp kefaret de gerekmez boşanmada gerçekleşmiş olmaz diyenler de vardır.

Bu tür sözlerin yemin olarak nitelendirilmesi, Azat etme ile boşanmanın birlikte ele alınması ve bunlarla teyit edilen hususun gerçekleşmemesi halinde ıtk veya tarağın vaki olacağı şeklindeki görüşler, sakın klasik doktrininin oluştuğu dönemin evlilik, velayet, mülkiyet, ıtk, talak ve yemin konusundaki telakkiyetleri ile yakından ilgilidir. bu konuda yapılan tartışmalar da ancak bu sosyo kültürel bağlamda anlaşılabilir.

TDV İslam ve toplum ilmihali


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir